|
|
|
![]() |
|
|
ERCİŞ KALESİ Yazı: Bünyamin KARA Sanat Tarihi Bilim Uzmanı Fotoğraflar: Ali DAĞER Anadolu coğrafi konumu nedeniyle ilkçağdan itibaren çeşitli toplulukların kültür merkezi olmuştur. Bu kültür merkezlerinden biri olan Erciş’in tarihsel gelişim sürecinde yeri oldukça önemlidir. Coğrafi konum nedeniyle birçok kervan yolunun birleştiği şehir kısa sürede ün sahibi olur. Öyle ki Arap kaynaklarında ve Kâtip Çelebi’nin “Cihannümasında” bu günkü Van gölünün adı Buhayratül Erciş (Erciş gölü) olarak geçmektedir. O dönemlerden kalan tarihi eserler bunun canlı tanıklarıdır. Bu tanıklardan biri olan Erciş kalesi yılların verdiği yorgunluğa inat birkaç sur duvarı ile birlikte Erciş tarihine ışık tutmaya devam etmektedir.
Erciş kalesi minyatürü Bu gün büyük bir kısmı yıkılmış olan kale üzerinde herhangi bir kitabe olmadığı gibi kaynaklarda da kesin olarak bir döneme mal edilmemiştir. Evliya Çelebi Erciş kalesinin özelliklerini anlatırken; “bu yer birçok zaman onun bunun elinde kalarak sonunda 521 (M1127) senesinde Kılıç Arslan Şah’ın eline geçmiştir. Oda burada bir kale inşa ettirerek geliştirmiştir[1].” Demektedir. Bizde yapının gerek mimari ve teknik özelliklerine göre gerekse Evliya Çelebi’nin beyanına dayanarak değerlendirecek olursak muhtemelen XII-XIV. Yüzyıl arasında yapılmıştır diyebiliriz. Kale ile ilgili olarak Kanuninin Irakeyn Seferine (1534–1548) katılan Matrakçı Nasuh Çizdiği bir minyatür yer alır. Bu minyatür (Çizilmiş resim) Matrakçı Nasuh’un Beyan-ı menazil-i Sefer-i Irakeyn isimi eserinin 25b sayfasında yer almaktadır. Evliya Çelebi de Seyahatnamesinde Erciş kalesinden bahs etmektedir. Evliya Çelebiye göre; “Van Gölü kenarında kayalık bir tepe üzerinde, dört köşe kuvvetli bir kaledir. Her taşı fil büyüklüğündedir. Dört köşesindeki kuleler gayet sağlamdır. Havalesiz bir kale olduğundan duvarı o kadar yüksek değildir. Fakat o kadar geniştir ki üzerinde bir atlı cirit oynayabilir.
Etrafında hendek yoktur. Bazı seneler Van Gölü yükselince bu kale sekiz ay sular altında kalır. Kalenin iki kapısı vardır. Kale içinde üstü toprak örtülü bin adet ev vardır. Bir de minareli Süleyman Han Camii vardır. Yusuf Paşa Camii tamir edilmiş halidir. Kalede iki yüz kadar dükkân vardır. Ayrıca güzel bir limanı vardır ve Van gemileri tüccarları getirir[2]”. Şeklinde kaleyi tanımlamaktadır. Yine başka bir kaynakta; Kanuni Sultan Süleyman’ın Arapçada iki Irak Seferi manasına gelen Irakeyn seferi sırasında 16 Eylül 1534 ‘de gerek kış mevsiminin yaklaşması gerekse geride kalanların toplanması için Erciş Kalesine çekilir. Padişahın Erciş kalesinde kaldığı sırada İbrahim Paşa 21 Eylül 1534 Erciş’ e Ferhat Çavuşla bir arz göndererek İran Şahının Karşı atağa geçtiğini bildirir. Bunun üzerine padişah Erciş’ten kalkarak 28 Eylül 1534 Pazartesi Tebriz’e ulaşır.[3] Şeklinde bilgiler bulunmaktadır.
Tarihi ve mistik konumu ile önemli bir yere sahip olan Erciş de bu gün mimari eserler İnsanlığın acımasızlığı ile birlikte doğa olayları sonucu yok olmaya yüz tutmuştur. Tarihimizin canlı şahitleri olan bu eserleri, özellikle Erciş Kalesini koruyup gelecek nesillere aktarmanın bir vatandaşlık görevimiz olduğunu bilerek daha nice mutlu. yarınlar dileğimle.
1-ÇELEBİ, Evliya; Seyahatname, Cilt 3-4 syf: 527 İstanbul 2-ÇELEBİ, Evliya; Seyahatname Cilt 3-4 syf: 527-528 İstanbul 3-KILIÇ, Remzi; Kanuni Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi’nde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Gelişmeler, Bilge Türk Dünyası Sos Bil. Dergisi Sy.9, Ahmet Yesevi Ünv. Yayınları 1999 Kazakistan |
|